SON DAKİKA

“YAZMASAYDIM DELİRECEKTİM”

Bu haber 24 Ekim 2018 - 11:31 'de eklendi ve 145 kez görüntülendi.

“Büyük bir ışık huzmesi belirdi karanlıkta. Güneş gibiydi. Parlaktı. Gül kokuları geldi aydınlıktan. Masumdu. Davet eder gibiydi.  Parlaklık iyice büyüdü, büyüdü. Nefesi kesildi. Dayanamadı. O an bütün sesler bir fısıltıda birleşti: Neredeydin sen, nerelerdeydin?” (Sümeyye Kalkan-Ânın Divanesi)

Türkiye İmam Hatipliler Vakfı (TİMAV) tarafından düzenlenen ve geleneksel hale getirilen hikaye yarışması, İmam Hatip Liselerindeki genç cevherleri ortaya çıkarmaya devam ediyor. Onlardan biri de Mahmud Sami Ramazanoğlu İmam Hatip Lisesi Öğrencisi Sümeyye Kalkan. Muteber Haber Muhabiri Cennet Rumeysa Karademir, 7. Geleneksel Hikaye Yarışmasında “Ânın Divanesi” adlı hikayesiyle ikinci olan Sümeyye Kalkan ile kitaplar, bir edebi tür olarak hikaye ve yazarlık üzerine  konuştu. 16 yaşındaki Sümeyye Kalkan, azmin ve pes etmemenin başarıya giden yolda en büyük etken olduğunu kanıtlayan bir başarı hikayesinin kahramanı.

-Öncelikle Sümeyye bize kendinden biraz bahsedebilir misin ?

-Tabi. Ben Sümeyye Kalkan. 16 yaşındayım. Şu an Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu İmam Hatip Lisesi 11. Sınıf öğrencisiyim. Yazma serüvenim takriben 14 yaşımdayken başladı. Önceleri şiir ve deneme türünde yazılar yazsam da sonradan, yani insanları ve onların yaşamlarını yeni yeni gözlemlemeye başladığımda, yazılarım hikâyeye kaydı. Şunu da belirtmeliyim ki ben öykülerimde gerçekten yaşadığım olayları aktarmaya çalışıyorum. Tabi içerisinde bazı değişiklikler de oluyor, lakin olay hep aynı kalıyor. Hâlen öykünün yanı sıra şiir ve masal da yazıyorum

-Hikayeni nasıl yazdın?

-Hikâye yazacağımda sancılı günler geçiririm. Yalnız öyle fiziksel bir ağrı değil, kalbim ve beynim aynı anda ağırlaşır, akla mı yoksa duyguya mı kapılsam diye, içinden çıkılmaz bir durum yaşarım. Yürürken, dostlarla muhabbet ederken dahi aklımda, o öyküye dair binlerce cümle geçer. Hepsini elerim. Geriye masa başına oturduğum an kalır. Bu hikâyede de böyle oldu. Bir cümle yazdım. Devamı gelmedi. Kalktım, gezdim dolaştım.  Sherlock’un “hafıza sarayı” taktiğinde olduğu gibi aklımdan binlerce kurgu, binlerce cümle geçiyordu lakin hepsini reddediyordum. Hikâyenin sonunu belki on defa değiştirmişimdir. “Kahraman erkek mi olsun, kadın mı? Kaç yaşında olsun? Sonu mutlu değil de hüzünlü mü bitsin” şeklinde iç çatışmalarım oldu. Sonunda bu böyle olmaz dedim ve yazmaya başladım. Yoksa Sait Faik’in de dediği gibi“Yazmasaydım delirecektim.”

-Hikayenin içeriğinden bahsedebilir misin?

-Hikâye, yaklaşık olarak otuz üç yılını ateist olarak geçiren birinin hidayete ermesini konu alıyor. Kahramanımız, yatağında yattığı bir gece gökyüzünde felaketlerin koptuğunu, yerin ise zelzelelerle sarsıldığını görüyor. Tabii burası bir rüya mı yoksa gerçek mi, bunu okura bırakıyoruz. Neyse, o böyle korku ve endişeyle yatağına sinmişken gökyüzünden gelen “Nerelerdeydin sen, nerelerdeydin?” nidasını duyuyor.  O an nefes alış verişi hızlanıyor ve bayılıyor. Daha sonra hizmetçisinin yardımıyla hastaneye kaldırılıyor. Hastanedeyken rüyasında gül yapraklarının içinden Peygamber Efendimizi (s.a.v) görüyor. Bu sefer de ani bir şekilde uyanıyor. Tefekkür ediyor. Çocukken gittiği Kur’an kursunu, annesiyle Bedesten yolundan geçerken duyduğu o mukaddes Kur’an ayetlerini, hepsini hepsini hatırlıyor. Son bölümde ise kahramanımız “İnandım.” deyip hidayete vasıl oluyor. Öyküyü okuyan bazı insanlar öykünün sonunda kahramanın öldüğünü anladıklarını bana ifade ettiler. Takdir edersiniz ki hikâyeler sırlı kalırsa güzeldir. Sırrı okura bırakıyoruz.

-Yarışmaya katılmadan önce bu kadar iyi bir derece alacağını düşünüyor muydun?

-Açıkçası, mütevazı olmayı bir kenara bırakırsak, yarışmada derece almayı bekliyordum. Lakin öyle ikincilik falan değil, mansiyonda bir mevki alabileceğimi düşünüyordum.

-Peki,bu yarışma sana neler kattı?

-Bu yarışma, katıldığım ilk hikâye yarışmasıydı. Daha öncesinde hikâye yarışmalarına yazı göndermeye cesaret edemiyordum. Bu yönden cesaretimi arttırdı diyebiliriz. Şunu da söylemek isterim ki, beni yazma serüvenim boyunca yalnız bırakmayan, umutsuzluğa değil umuda sürükleyen ve her ne olursa olsun asla vazgeçmeme izin vermeyen edebiyat öğretmenim Mehmet Uğurlu’ya da teşekkür etmek istiyorum. Çünkü böyle öğretmenler olduğu sürece biz daha istikrarlı çalışacağız, buna eminim.

-Yarışmaya katılacak kişiler için neler söylemek istersin?

-Birileri yazılarımızı hiç beğenmeyecek, belki gönül kırıcı eleştiriler bile alacağız. Ancak bizler yazılarımızı insanlar ne diyecek korkusuyla değil, insanlar bunu okuduğunda nasıl huzur bulur anlayışıyla yazacağız ve asla vazgeçmeyeceğiz. Daima daha iyisi olmaya odaklanacağız.  Şairin de dediği gibi: “Dünyada hepimiz için bir şey var. Yapılacak büyük işler, küçük işler var. Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.  Cadde olamazsan patika ol. Güneş olamazsan yıldız ol. Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir. Sen her neysen, onun en iyisi ol”.

-Bize vakit ayırdığın için çok teşekkür ederiz. İnşallah senin gibi daha nice genç yazarlarımız çıkar ve onları da programımızda ağırlama şansı buluruz. Gençlerimizin edebi alanlarda kendilerini geliştirmesi çok güzel ve gurur verici. Hep böyle devam etmeleri ümidiyle.

-Ben teşekkür ederim.

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.